|
|||||||
| A-B-C-Ç Başlıklarına göre sıralanmış şiirler |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#81 |
![]() ![]() |
Karşıtlar Bileşkesi
Havaya attı havada parıldadı suya attı suda birisinin elindeki çirtikli kuruş Birisi acı çeke çeke öldü götürüp bir çukura attılar mezarının boyu üç-beş karış Kasalara koydu kasalar almadı paralar, senetler, tapular banker gibiydi bâde-nûş Altın sağrakla içerken tıkanıp öldü şanlı bir törenle gömüldü mezarı tenis kortu kadar geniş Sonunda o da unutuldu bu da ne sefineler battı aynı suda deve aynı deve, geviş aynı geviş |
|
|
|
|
|
#82 |
![]() ![]() |
Kekliğime Ağıt
Karşı duran karlı dağlar akça gönlümdür Bir çoban ateşi ince ince tütende Gök ırgalanır gözlerimin sarı nehrinde Eşim keklik bir kafeste ötende. İster çöpten olsun İster sarı altından Kafes aynı kafes oy Kara bir zindan! Gece bir atmacadır, döner üstüne üstüne Ekşi bir elmayı koklar yüreğin Çiçekleri çirkin bir perde iner üstüne Çoğalır karası şeker gözlerinin. İster gül çubuğundan olsun İster söğüt dalından Kafes aynı kafes oy Karanlık bir zindan! Kesik kanatlarda derman ne gezer Çalmışlar rüzgârını meşeli dağlardan Hicret düşlerini kelepçelemişler Parmaklarındaki kına değil, kan. İster çelik telden olsun İster saç kıllarından Kafes aynı kafes oy Kapkara bir zindan! Çalmışlar nice yıllarını, meyvesi acı Perçemler taranır eski aynalarda Çeyizi çürümüş sabır sularında Bir yıldız çarpmış yüreğine, sonra bir daha. İster giysilerden olsun İster paradan puldan Kafes aynı kafes oy Küflü bir zindan! Şu buzlu camlardan buzlar daha güzeldi Nerde kaldı karda sekmek, doruklarda uçmak? Kim demiş kekliğim evcilleşti, Kime kalmış gönül yarasını sarmak? İster mukavvadan olsun İster kerpiç tuğladan Kafes aynı kafes oy Acımasız bir zindan! Kekliğim tutsak ta ben hür müyüm? Kıyılara vura vura akıyoruz ya Sevgiyi, şiiri, düşü öldürenler vurmuş bizi Selâm verdiğimiz gün bu dünyaya. İster buyruklardan olsun İster kurallardan Kafes aynı kafes oy İlkel bir zindan! ... Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. Ankara – 1983) |
|
|
|
|
|
#83 |
![]() ![]() |
Kendi Kendime Konuşurum Sen Yanımdan Ayrılınca
sessizlik hep bu vakti kollar sensizlik içime oturur perdeye yansımaz yeni masallardaki taş-çamur palasını sıyırmış rüzgâr savrulup dağılıyor bulutlar gökyüzüne bakarken gözlerinle karşılaşırım birden o an hatırladığım bir anı yüreğime batan bir hançer olur hayatım cehennemden beter olur akıttığım gözyaşı ve ter olur nitelikleri de unuturum nicelikleri de şu karşımdaki ev, kimin evi? gıcırtılı bir dış kapı ve tütmeyen heyulâ gibi bir baca kendi kendime konuşurum sen yanımdan ayrılınca. sessizlik hep bu vakti kollar sensizlik yüreğime oturur hayâlin karşımda dikilip durur ne gözlerin gülümser ne de dilin konuşur e! derim elma kokar e! derim esririm ben seni bu konumlarda boyut boyut düşlerken geceyi yarılayan ay bir bulutla buluşur e! derim eylem başlar e! derim ürker kuşlar şu yıldızın adı ne, şu dağ nereye bakar? biraz yorgun biraz tenha daha çok münteha ay buluttan sıyrılınca balkondan bir kedi atlar içimde tepişir atlar kendi kendime konuşurum sen yanımdan ayrılınca sessizlik hep bu vakti kollar sensizlik gözlerime oturur bir çeşme ağıt akıtır su yerine yüzüme dağların serinliği vurur sensizlik bir bıçak gibi saplanınca ağzım kurur,dilim tutulur bir akrep gibidir sessizlik zehirli iğnesini batırıp durur yıldızlara derim ki,uyku vaktiniz geldi sarhoş kusmuklarıyla kirlenen şehre acınarak bakarım uzaklardan yollar kilitlenmiş suskunluğa bütün köprülerin ateşi düşük her zaman gece vardiyasında çalışır sabahı iple çekerim kokunu uzaklardan alınca yoluna güller dökerim bıldırcın ışıltılı dualarımı senin için uçururum,seni beklerim e! derim ezele ve ebed’e takılırım e! derim edep ve edebiyata dünyanın yeniden yaratıldığını hissederim sen konuşunca sonuna kadar seni dinlerim kendi kendime konuşurum sen yanımdan ayrılınca… 26.09.2009 |
|
|
|
|
|
#84 |
![]() ![]() |
Kepez
Ansızın bir karasu iner Deniz fenerinin gözlerine Fener kör olur. Ve ağır ağır uyanmaya başlar Deniz dibinin devleri Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez Bense bu kaderi iyi bilirim Benim adım Kepez… Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı Gökyüzü de kördür. Yüreğindeki kara bulutlar Durmadan yıldırımlar kusar Yorgun bir gemi oturur kayalara Karışır birbirine dua ve küfür Korkuysa şapkasını her zaman Kapkara bir dala asar Bir yosun tarlasında dinlenirken Gördüm ölümü kaç kez Selâm verip geçti gülümseyerek Ben korkusuz Kepez… Kaç sünger ve inci avcısının Kanına girdi bu denizler Kaç taze gelin ihtiyarladı Bu ufuklara baka baka Her sabah Neşeli bir ıslık aydınlığına Evden çıkıp gidenler Ya döndüler ya da hiç dönmediler Yaralı akşamlara Yalnız kalmayınca aç kalmayınca Oğlak, kuzu melemez Ben ne dramlar yaşamışımdır bu kıyıda Ben Kepez… Mutlu insanlar da gördüm Gelip kollarımın arasında sevişen Ama uzun sürmedi Şıngır mıngır kristal ömürleri Ne çığlıklar işittim rüzgârlardan Mevsim mevsim değişen Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri Tedirgin martıların Kanatları vururken gez Ben dilsiz bir görgü tanığıyım Benim adım Kepez… Gün kısalır, Bir gece de değişir renk renk haritam Gün uzar, Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim Sırdır, ayıptır Gördüklerimin hepsini anlatamam Gemiler gelip geçerken Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim Gül yanaklı, lâle dudaklı Ne güzeller gördüm gitti gelmez Ben hep aynı yerde beklerim Benim adım Kepez… Bazen denize küser de Gökteki yıldızlarla konuşurum Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim Bulamam ellerimi Ay doğarken başlar En uzun süren sarhoşluğum Asırlar kemirse de Koparamazlar zincirlerimi Kimse kirli ayaklarıyla Üzerimi tepeleyemez Ben beş vakit Sabrın gül suyuyla yıkanırım Benim adım Kepez… |
|
|
|
|
|
#86 |
![]() ![]() |
Kiraz Devşirmeye Gitmiştin Hani
Nerden gelirsen gel, yolu uzatma; Kavli erteleme, gönlüm kan ağlar. Her gamzeni sapan yapıp taş atma Camlar şangır-şungur, canda can ağlar. Hortuma dönüşür her toz bulutu, Gölgemin sırtında aşkın tabutu Vadiyi kucaklar görkemli dağlar, İntizarım yoktur, inkisarım var. Nasıl girersen gir, yüreğim senin; Deri geçir davul, tel takarsan tar. Çiy düşse üstüne ürperir tenin, Ay doğarken göle iner kuğular. Islığıma uladığım ezgiler, Yüreğime belediğim ezgiler, Hicranla tanıştım ah u zarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Ne dersen de, dinlemeye hazırım Yüreğim mekiktir, sesini sarar Bakışında parlar beyaz huzurum Bir karınca yuvasına yol arar Bekletme, nazlanma, konuş ne olur, Sensizlik bir çöldür ölümü solur, Geç kalan gelişler ne işe yarar İntizarım yoktur, inkisarım var. Adınla yaklaşsa bana birisi Havalar değişir, yer-gök gül kokar. Bir aşk mağduruyum umut dirisi, Dilekçem cebimde elimi yakar. Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Ayışığında Serenatlar –Sıla Kitapları- 2001) |
|
|
|
|
|
#87 |
![]() ![]() |
Leyl ü Nehar Aşk
Hiç bulut yoktu ortalıkta birden peydah oldular Serinlikle birlikte içime bir korku düştü Dedim, menzile ulaşacaksan geç kalma acele tut Sonra sellerle kapaklanırsın yere yüzüstü Hani hasat sonrası tarlalardan topladıkları başakları Yuvalarına nasıl kımıl kımıl taşırlarsa karıncalar Ben de senin sevgini taşıdım yüreğimin doruklarında Damıtılmış bir ömür boyu leyl ü nehar Vakit gurûp vaktidir rüzgârsa hoyrat esiyor Bir vâha görünmüyor ıhtı ıhacak deven Yıldızlara bakıp bakıp ahkâm kesiyor Kendi dikenleriyle taçlanan yorgun keven Sor şu yol kenarındaki meyvesiz karaağaçlara Kaç yolcu geçmiştir bu yollardan senden önce Şu çeşme, şu ören, şu düşek tanıklık etsin Aşk nedir, edeb'i erkânı nice Alazsız, dumansız bir yangının ortasındayım Sesim daha içimdeyken kavrulup dökülüyor Yakınından geçseler bütün kuşlar kül olur Yanan binam kerpiç kerpiç sökülüyor Seni sevdiğimi yine gururla haykırıyorum işte Gemi azıya alarak kişneyip kaçan ufuklara Alnınızdaki beyazlık, ayaklarınızdaki seki benim sevgimdir Benim sevgilimdir yeni besteler yapan sonsuzluklara B. KARAKOÇ (Leyl ü Nehar Aşk- TDV. YAY.) |
|
|
|
|
|
#88 |
![]() ![]() |
M ı h G i b i
Nefret perdesinden yansıyan sûret, Boğulur asitli mor bir boyada. Aynı kalıptansa sûretle, sîret, Suç ne törededir ne de hayâda. Taş diyorsun, sözden ağır taş olmaz; Dosta fırlatırsan asla hoş olmaz. Her bedende birden fazla baş olmaz, İki keklik ötmez aynı kayada. Zeytin, yeşil gözlerinden yaş döker; İncirin üstüne karanlık çöker; Sevdalı nar ah üstüne ah çeker Bir ağaç kendini assa rüyâda. Sıcakken iş görür elinde ütü Kış boyunca gören var mı hüthütü? Suçlama teleme tutmayan sütü, Sütün damarı ak, kusur mayada. Koruganı yoktur gönül katının, Dizgini rüzgârdır yılkı atının Dere boyundaki yarpuz otunun Dalları, kökleri malihulyada. Dönüşmüşse eğer kapı ziline Kilit takamazsın sivri diline Bir gün ulaşırsın son menziline İster süvari ol, ister piyade. Söz odur ki kavî dura mıh gibi Matkap olup kurcalaya gâibi. Sana fırsat vermiş mülkün sahibi, Sevgi başak tutmaz haram riyada. |
|
|
|
|
|
#89 |
![]() ![]() |
Maktul Bir Yaprağın Defin Töreninden Bir Kesit
Cengiz Dağcı’nın ülkesi Kırım’ın Bahçesaray’da Mevsim vurdu beni, dalımdan düşüverdim Rüzgârlar üflerken tepelerden Sen gördün, sen kaldırdın beni yerden Kimseler duymuyor sesimi, konuşamıyorum Ölümün gözü karanlık Ve bağrını açmış bekliyor uçurum Yağmur damlaları dokundukça tıp tıp Gıdıklanır gülümserdim Anadolu’dan kalkıp buralara kadar gelen Bulutlara baka baka özümserdim En güzel sabah aydınlıklarını tükettim Konuşmak, sürekli konuşmak istiyorum Konuşamıyorum Hocam, ilk sen dokundun çıplak tenime Teneşirde bile açık şuurum Saçlarımın ışıltısına sevdalı bulutlar Ve gün boyu sesleriyle seviştiğimiz serçeler Nasıl katlanacaklar bu ayrılığa? Cevabı bende ama dilim kilitlendi, anlatamıyorum Hocam, bildiğin duaları oku üzerime Sağaltsın dertlerimi güzel ellerin Ellerinden tekrar takrar öperim Durumum çok vahim bir durum Maktul bir yaprağım ve aylardan kasım, Adlî tıbbı bile yanıltmış usta hasım Dokundun tenime, ellerin ne güzel ellerdi Sandım ki ruhum arşa yükseldi Sanki düğümlenen damarlarıma tekrar can geldi Sırlarımı kendimle götürüyorum Duaların ne güzel dualar hocam Sen benim iskeletime dokunuyorsun Ve şair dostlarına gösteriyorsun Ben senin içini görüyorum Gördüklerimi bir bir anlatamam Kimseden davacı değilim Benim bu dünyadaki işim tamam Artık konuşamıyorum. |
|
|
|
|
|
#90 |
![]() ![]() |
Morgda Karşılaşma
—Öğretmen Hamit Aktaş'ın aziz hâtırasına — Bahar böyle mi öpecekti yüreğinden, Yağmur böyle mi yağacaktı saçlarına? Böyle mi donup kalacaktı gözlerindeki gülücükler, Ezgiler nasıl kilitlendi dudaklarına? --------Gece vakti vay! ... Saat nasıl durdu, can nasıl karıştı kuşlara Ve son perde nasıl bitti? Genç bir meşe gibi sağlamdın, dost ve sevilgen Toprak mı çağırdı, dostlar mı itti? --------Yıldızın aktı vay! ... Kara özgürlüğün kancık kılıncı Hep böyle vurur beyaz zambaklara, nilüferlere Sürgün çiçeğiydin ama boynun bükülmezdi İmanın tam'dı kadere -------- Acın yaktı vay! ... Bu düzen, Bizans keşişlerinin çorlu düzeni Hamitlere karşı acımazsızdır, Hamit Sen tekbirlerle, salavatlarla yürüdün toprağına Gönlümdeki künyede adın: Şehit, --------Kanın sıcaktı vay! ... Acı bir frenin ödülü ölüm Sıla yollarında kan yankılı bir düş Bütün tomurcuklar terliyor şimdi Mevsim kat kat acılara bürünmüş --------Saplanan bıçaktı vay! ... Kuşluk vakti oldu, sen hâlâ uyuyorsun Mermer bir masanın üstünde çırıl - çıplak Bulutlar geçiyor ağır ağır güneşin önünden Kemiği kazıyor bıçak --------Şimşekler çaktı vay! ... Bahar böyle mi öpecekti yüreğinden, Yağmur, böyle mi yağacaktı saçlarına? Kalem nasıl düştü elinden Ezgiler nasıl kilitlendi dudaklarına? --------Gece vakti vay! Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi- Ocak Yay. Ankara – 1983) |
|
|
|
![]() |
| Tags: bahattin, karakoc, siirleri |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bahattin, karakoc, siirleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|