|
|||||||
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ateş denizi. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Gözlerim Gözlerine Bakmak İçindir
Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece gecenin üstüne indi. Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım. Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım. Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü güldürürdü, unutmadım. Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli, dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım. İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş.. Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insana kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can katardı, unutmadım. Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım. Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum. O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… “O beni sevmedi!” dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi? Hayır, hayır, böyle olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım. Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği bana. Baharlardan hep seni sordum. Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n’olur! Her hecenin arefesinde seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam sana dokunuyorum. Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım. Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsâ. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ. SENAİ DEMİRCİ |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
![]() Yakub'ca Allah'ı olan Yakub'ca yaşar. "Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah'a söylerim; benim bildiğim Allah sizin bildiğiniz gibi değil." Yusuf Suresi 86'dan hissettiğim sitemi yansıtmaya çalıştım bu mealle; öbür türlü vurgu kaçıyor. "Allah'ı başkalarına şikayet etme; yoksa merhametliyi merhametsizlere şikayet etmiş olursun" diye hatırladığım hak bir sözün Yakub'un [as] kalbinde hep aktığını hissettim. Ne zaman başına iş gelse, başkalarını Allah'a şikayet etmeyi tercih etmiştir. "İyi ama, bana yapılan haksızlık karşısında kimseye içimi dökmeyeyim mi?" diye gıybete hazırlanan bana cevap oldu ayet. "İçini dökeceğin Biri var ama sen O'nu içini dökeceğin, dertleşeceğin Biri olarak tanımıyorsun henüz." Allah'ı, içini döktüğünde seni dinleyeceğini bildiğin Biri olarak bilinceye kadar yürü; O Allah senin bildiğin gibi değil" "Bu hayat sana Yakub'un bildiği Allah ile senin bildiğin Allah arasındaki farkı kapatman için verildi. Hâlâ ne duruyorsun; yürüsene, okusana, düşünsene..." Senai Demirci |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Can Kırığı
Can, paslı bir bıçak yarasıdır varlığın göğsünde. tenin beyaz yüzünde bir kardelen hülyasıdır, en canlı yıldızı, yerin en kanlı çiçeğidir. yarada kabuk bağlayan her neyse, buzda kristal kristal biçimlenen ne ise, gökten yukarıda, yerden aşağıda ne varsa kaynayan, hepsi can yüzünden, hep can gözünden, hep can özünden. Yüreğimizin yayında gerili oktur can, ki buralı değildir, şimdiye razı değildir; bizden önceleri ve bizden sonralarıdır. Gölgemizin kuytusunda saklı hayaldir can, ki bizden ama bizden kalmayandır. Alnımızda doğmuş şebnemdir can, ki bizden ama bize ait olmayandır, bizden ötelerde aşkları vardır. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Dört Küçük Yürek
Dört minik yüreğin anılarıydı bunlar.Ellerini hiç bırakmayacakmışçasına sımsıkı tutmuş dört minik el... Gözlerinde kendi gözlerini gören dört küçük göz... Dünyanın tüm kötülüklerinden soyutlanmış dört küçük dünya... Kendi imparatorluğunda yaşanmışlığın hikayeleri... Beraber ağlayan beraber gülen dört sıkı dost.. Songül,Nazlı,Elif ve Fatma.. Aynı apartmanda farklı ailelerin ,farklı kültürlerin yetirştirdiği minik bedenler... Sahil kasabasından bakardık hayata.Bizim için çok büyüktü koca şehirler.Biz bir fanustaydık ,ordan seyrediyorduk hayatı.Biz birbirimize yetiyorduk,boşvermiştik gerisini... Sahil bizim için vardı.Biz yeşilliklerinde koşalım,martılarına ekmek atalım diye... Kar yağardı sahil kasabamıza,beyaz örtü örterdi etrafı;bizim kalbimizin örtüsü hep beyazdı zaten... Kar toplarını sıkıştırırken atmak için;aslında hayallerimizi,umutlarımızıda onun arasına sıkıştırırmışız ve birbirimize ıska geçermişiz... Birimizin bisikleti olmuştu sonunda.Binme sırası uzun sürse de ,arkasından koşmak da eğlendiridi bizi.Biz aslında hayallerimizin arkasından koşuyormuşuz... Düşsekte acımazdı hiç bir yaramız,çünkü birbirimizin yarasını dindirecek dört minik yürektik biz.Kocaman dört yürek... Yan bahçede tabaklarımız ,kaşıklarımız her daim seriliydi.Biz orda da kendimize küçük bir dünya kurmuştuk.Çamurdan yemekler,sudan içecekler vardı bizim dünyamızda.Evcilikmiydi bunun adı... Demek ki geleceğe oynuyormuşuz biz... Gelecekte bizi bekleyenlere... Akşam ezanından sonra yerin kapıları kilitlenir derdi annelerimiz hadi eve gelin.Ama bizim kapılarımız hep açıktı.Hiç bitmezdi yakan topumuz,hiç yakmazdı bizi... Biz topu birbirimize her attığımızda düşlerimizi de serpermişiz yol boylarına... Mahallenin kaldırımlarında otururduk.Bir çarpraz çizgi ve akabinde konulan üç taş ve onun yolunu tıkayan üç taş daha... Ama biz birbirimizin yolunu tıkamazdık asla... Apartmanın önündeki dut ağacının altında yeşerdi düşlerimiz.O yapraklarını dökse de kışın,bizim düşlerimiz hep yeşil kalırdı... Hep büyümenin hayalleri vardı zihnimizde... Ah bir büyüsek... Çok farklı olacaktı sanki hayat... Halbuki bilmeliydik ki ;bedenimiz ,zihnimiz büyüdükçe hayallerimiz küçülüyormuş.Küçük ellerin,küçük zihnin pencereleri daha farklı bakıyormuş hayata... Şuan dört küçük dostun herbiri ,hayatın farklı yerlere savurduğu dört yetişkin genç artık.Mekanlar farklı olsa da paylaşılan değerler unutulmuyormuş.Keşke bir an ellerim ,ayaklarım küçülüp o günlere geri dönebilsem.Bir an o minik gözlerle bakabilsem hayata... O uçsuz bucaksız hayalleri tekrar kurabilsem... O minik ellerimle ,hiç bırakmayakmışçasına bir kere daha tutsam doslarımın ellerinden... |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yandım Gül Oldum..
Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım…dolandım…dolandım… Öyle çok hasretim ki bir rüku’nun kavsinde Belimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya Ben ellerine cilvelik kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmayı Cümle dilenciliklerden kurtulmayı Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri Rahmetinin yuvasına uçurmaya Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim Ben gururun mahkumuyum… Ben gerçeğin kaçkınıyım… Ben günahın tutsağıyım… Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev,sevdiğini bildir… Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eyle Sen Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm… Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm… Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini…öyle özledim… İşte huzuruna geldim … Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun İstedim ki koşup koşabildiğim kadar İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında Evine yol bulamayan bir yitirmişim Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı Öyle hasretim ki öyle muhtaçım ki En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya Geldim…Huzuruna vardım…Geçtim kendimden…Kendime geçtim Deldim benlik dağını…Yolda kaldı ferhat…Şirinin ben oldum Yandı her yanım…İbrahimin oldum…Gül oldum… Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım Mecnun oldum yakınlığına geldim Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,aslına geldim…vaslına geldim… Yandım KUL oldum…Yandım KÜL oldum…Yandım GÜL oldum… Durdum namaza; Miracına geldim, niyazına durdum Nazla beni ne olur… En Sevgilinin durduğu eşikte durdum Miracına geldim…Miracına geldim Nazarında tut ne olur Bakışınla sar beni, el üstünde tut, bırakma ellerimi…Bırakma… Senai DEMİRCİ Konu tirex33 tarafından (30. August 2011 Saat 17:19 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Üyelik tarihi: Jul 2011
Yaş: 31
Mesajlar: 430
Konular: 21
Tecrübe Puanı: 11
Rep Puanı : 1000
Kıdemi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Vakit akşam, gün ölmek üzere Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden Kızılcakıyameti kopuyor dünyanın Kara kefenini giyiniyor gün Günün rengi soluyor Eşyanın cezvesi yitiveriyor Hatırla ki, seninde akşamın olacak bir gün Ömrünün ışıkları solacak Hayatının perdesi çekilecek Seninde kıyametin kopacak Dudaklarında donacak gülüşün güneşi Zaman uçurumun olacak Gelen günün güneşi sana doğmayacak Unutulacaksın ve hatta Unutulduğun bile unutulacak İsmin anılmayacak orda burada Kimse yolunu gözlemeyecek Üzerinden bütün ışıklar çekilecek ve Senin de akşamın olacak Şimdi akşam Gün akşamdır unutma Ölmeden önce bil öleceğini ki yaşatıldığını fark edesin Herkesin senden uzak duracağı ölüm anını hatırla ki Sende şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın Seni, sen yokken de bilen Rabbin Sen öldükten sonrada bilecek elbet Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak Ömrünün gecesinde, güneşi sana yalnız O getirecek Hatırını yalnız O bilecek Şimdi akşam sende Onu an Şimdi sende Onun hatırına var secdeye Şimdi akşam ve şimdi akşam namazı vakti Senai Demirci |
|
|
|
![]() |
| Tags: demirci, senai, siirleri |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| demirci, senai, siirleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Adnan Özer şiirleri | Bedirhan | A-B-C-Ç | 16 | 15. June 2010 02:17 |
| Köroğlu şiirleri | gladio17 | D-E-F-G | 46 | 15. June 2010 01:36 |
| Karacaoğlan şiirleri | gladio17 | D-E-F-G | 107 | 14. June 2010 21:43 |
| Dadaloğlu şiirleri | gladio17 | D-E-F-G | 33 | 13. June 2010 01:11 |
| Cahit Külebi şiirleri | gladio17 | A-B-C-Ç | 53 | 12. June 2010 05:56 |